Kaydet
Kaydedildi

AİHM BÜYÜK DAİRE – YASAK/TÜRKİYE KARARI HUKUKİ DEĞERLENDİRME RAPORU

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire Kararı
Başvuru No: 17389/20 – Karar Tarihi: 5 Mayıs 2026

Bu rapor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi tarafından verilen Yasak / Türkiye kararının teknik ve hukuki açıdan değerlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Raporda özellikle Büyük Daire’nin ceza sorumluluğunun bireyselliği, manevi unsur incelemesi, suç kastının ortaya konulması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi bağlamındaki değerlendirmeleri esas alınmıştır.

Karar, yalnızca bireysel bir başvurunun değerlendirilmesi niteliğinde olmayıp, aynı zamanda örgüt üyeliği suçlamalarına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarının nasıl uygulanması gerektiğine dair önemli ilkeler ortaya koymaktadır. Büyük Daire özellikle “kişisel cezai sorumluluk”, “suç kastının bireysel olarak ortaya konulması” ve “otomatik suç isnadı yasağı” konularında ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur.

1. Başvurunun Genel Çerçevesi

Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma kapsamında çeşitli tanık anlatımları, sosyal çevre ilişkileri, eğitim faaliyetleri, banka kayıtları ve örgütsel yapılanma iddiaları delil olarak değerlendirilmiştir. Yerel mahkemeler, bu unsurların birlikte değerlendirilmesi sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği kanaatine ulaşmıştır.

Bununla birlikte Büyük Daire, söz konusu delillerin değerlendirilme biçimini ayrıntılı biçimde incelemiş ve özellikle manevi unsurun ortaya konulması konusunda ciddi eksiklikler bulunduğunu belirtmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre;

– Bir kişinin yalnızca belirli kişilerle sosyal ilişkiler içinde bulunması,

– Hakkında Gülen grubu mensubu olduğu ve bu grubun faaliyetlerinde yer aldığı yönünde tanık ve itirafçı beyanlarının bulunması,

– Eğitim faaliyetleri içinde yer alması,

– Gülen grubu mensupları ile telefon irtibatının bulunması,

– Yasal bir banka olan Bank Asya`da hesabının olması ve finansal işlemler yapması,

– Olağanüstü hal ilanından önce yasal bir şirkette çalışması ve prim ödemesi yapılması,

– Dini topluluklar içinde farklı bir isim veya “Kod Adı” kullanması iddiası,

– Dini topluluklar içerisinde görev alması ve bir konumunun olması,

otomatik biçimde cezai sorumluluk doğuramaz. Özellikle örgüt üyeliği gibi ağır sonuç
doğuran suçlamalarda, bireysel kastın somut biçimde gösterilmesi zorunludur.

Kararda dikkat çekici noktalardan biri de, Mahkeme’nin “ilişki”, “irtibat” veya “iltisak” kavramlarının ceza hukuku bakımından tek başına yeterli sayılamayacağını açık biçimde ifade etmiş olmasıdır.

Büyük Daire;

  1. Bireyin gerçekten örgütün suç teşkil eden amaçlarını bildiğinin,
  2. Bunları bilinçli şekilde desteklediğinin,

ortaya konulmasını zorunlu bir unsur olarak belirtmiştir.

2. Büyük Daire’nin 7. Madde Yaklaşımı

Mahkeme kararının merkezinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi yer almaktadır. Büyük Daire’ye göre ceza hukukunun temel ilkelerinden biri “nulla poena sine culpa”, yani kasıt olmadan ceza verilemeyeceği ilkesidir. Bu yaklaşım çerçevesinde Mahkeme, başvurucunun bireysel suç kastının yerel mahkemeler tarafından yeterince incelenmediğini değerlendirmiştir.

Mahkeme özellikle şu soruların somut olarak cevaplandırılması gerektiğini vurgulamıştır:
• Başvurucu örgütün nihai amaçlarını biliyor muydu?
• Yapının suç teşkil ettiği iddia edilen niteliğinden haberdar mıydı?
• İddia edilen faaliyetlere bilinçli ve sürekli biçimde mi katılmıştı?
• Ceza sorumluluğunu doğuracak düzeyde kişisel katkısı var mıydı?

Büyük Daire’ye göre bu soruların her biri bireysel deliller ışığında ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Mahkeme, genel nitelikteki değerlendirmelerin veya kolektif varsayımların ceza mahkûmiyeti için yeterli olmayacağını belirtmiştir.

Kararda ayrıca, yerel mahkemelerin Gülen grubunun tarihsel gelişimine ilişkin genel açıklamalar yaptığı, ancak bu genel değerlendirmelerin başvurucunun kişisel zihinsel durumunu ortaya koymaya yetmediği ifade edilmiştir. Bu nedenle Mahkeme, suçun manevi unsurunun yeterince kanıtlanamadığı sonucuna ulaşmıştır.

3. Delillerin Değerlendirilmesi

a) Tanık Beyanları Yönünden Değerlendirme:

Dosyada çok sayıda tanık ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişinin ifadeleri yer almaktadır. Bu ifadelerde başvurucunun öğrenci yapılanmaları içinde görev aldığı, belirli organizasyon faaliyetlerine katıldığı ve çeşitli kişilerle irtibat kurduğu ileri sürülmüştür.

Ancak Büyük Daire açısından asıl mesele, bu anlatımların başvurucunun suç kastını ispatlayıp ispatlamadığıdır. Mahkeme’ye göre bir kişinin belirli toplantılara katılması, öğrenci organizasyonlarında yer alması veya sosyal çevre ilişkileri içinde bulunması tek başına terör örgütü üyeliği suçunu kanıtlamaz.

Tanık beyanlarının özellikle Başvurucunun örgütün şiddet içeren veya anayasal düzeni hedef alan amaçlarını bildiğini açık şekilde ortaya koyması gerektiği anlatılmıştır.

b) Eğitim ve Sosyal Faaliyetlere İlişkin Değerlendirme:

Kararda dikkat çeken önemli bölümlerden biri de eğitim faaliyetleri ve sosyal ilişkiler konusundaki değerlendirmelerdir. Dosyada başvurucunun öğrenci evleri, eğitim organizasyonları ve bazı sosyal faaliyetler kapsamında çeşitli görevler üstlendiği ileri sürülmüştür.

Büyük Daire ise geçmiş dönemde söz konusu yapının uzun süre kamuoyu nezdinde eğitim ve dini faaliyetlerle tanınan bir hareket olduğunu dikkate almıştır. Mahkeme’ye göre devletin daha sonraki güvenlik değerlendirmeleri otomatik biçimde geçmiş dönem faaliyetlerini cezai sorumluluğa dönüştürmez.

Bu nedenle Mahkeme, başvurucunun geçmişteki faaliyetleri sırasında, yapının suç teşkil ettiği iddia edilen niteliğini gerçekten bilip bilmediğinin somut olarak gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Aksi durumda, geçmişte hukuka uygun görülen sosyal veya eğitimsel faaliyetlerin sonradan otomatik biçimde suç delili olarak kullanılmasının hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmayacağı ifade edilmiştir.

Büyük Daire’nin bu yaklaşımı, özellikle örgüt üyeliği suçlamalarında zaman boyutunun ve kişinin bilgi düzeyinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

c) HTS İletişim Kayıtları Yönünden Değerlendirme:

Başvurucunun, öğrenci yapılanmasında önemli konumda olduğu ileri sürülen E.B. ile telefon irtibatı olduğu belirtilmiştir. Ancak Büyük Daire, telefon irtibatının sıklığı, süresi, içeriği veya bağlamı hakkında dosyada yeterli bilgi bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca kararda, salt telefon irtibatının, Gülen yapılanmasının illegal olduğu iddia edilen amaçlarına bilinçli katılımın kanıtı olarak kabul edileyeceği vurgulanmıştır.

Teknik verilerin, iletişimin amacı ve içeriğini ortaya koyan bağımsız delillerle desteklenmesi gerekir. Ancak yerel mahkemelerce bu yapılmamış olup Büyük Daire; teknik iletişim verilerinin otomatik suç isnadı mekanizmasına dönüştürülmesini eleştirmiştir.

d) Banka Hesap Hareketleri (Bank Asya) Yönünden Değerlendirme:

Başvurucunun Bank Asya’da hesabı bulunduğu ve çeşitli bankacılık işlemleri yaptığı iddiası cezalandırmanın delili olarak kabul edilmiştir. Ancak Büyük Daire’ye göre bir finans kurumuyla ilişki kurulması tek başına örgüt üyeliği suçunun kesin kanıtı sayılamaz. Büyük Daire, işlemlerin amacı, bağlamı ve kişinin bilgi düzeyinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Ayrıca ilgili dönemde Bank Asya’nın yasal bir banka olduğu ve toplumun farklı kesimleri tarafından kullanıldığı hususu da değerlendirme kapsamında dikkate alınmıştır.
Büyük Daire kararında bankacılık işlemlerinin, bireysel suç kastını otomatik biçimde ortaya koymayacağı özellikle vurgulanmıştır.

e) Sosyal Güvenlik Prim Ödemeleri Yönünden Değerlendirme:

Başvurucunun belirli bir şirkette resmi olarak çalışması ve çalıştığı şirket tarafından primlerinin ödenmesi yerel mahkemeler tarafından suç delili olarak kabul edilmiştir. Ancak Büyük Daire, Olağanüstü hâl ilanına kadar söz konusu şirketlerin yasal olarak faaliyet yürüttüğü ve Olağanüstü hal ilanından sonra kapatıldığına işaret ederek, bir şirkette çalışmanın veya prim ödemesi yapılmasının, kişinin yapılanmanın yasa dışı olduğu iddia edilen amaçlarını bildiğini göstermeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca Büyük Daire, ekonomik ve çalışma ilişkilerinin otomatik suç deliline dönüştürülmesini hukuki güvenlik ilkesi bakımından sorunlu görmüştür.

f) Kod İsim Kullanımı Yönünden Değerlendirme:

Başvurucunun kendi adının yerine “Recep” adını da kullandığı ileri sürülerek yerel mahkemeler tarafından bu durum suç delili olarak kabul edilmiştir. Ancak Büyük Daire, dini topluluklar içinde farklı isim kullanımını tek başına suç işleme kastının kanıtı olarak kabul etmemiştir.

Büyük Daire, bireysel suç kastı ve örgütün yasa dışı olduğu iddia edilen hedefleriyle bilinçli bağ kurulmaksızın, salt farklı isim kullanımının mahkûmiyet için yeterli kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir. Ayrıca sembolik veya kültürel davranışların otomatik şekilde cezai yorum konusu yapılmaması gerektiğini vurgulamıştır.

4. Büyük Daire’nin Yerel Mahkemelere Yönelttiği Eleştiriler

Büyük Daire’ye göre yerel mahkemeler çoğunlukla Gülen grubunun genel yapısına ilişkin açıklamalar yapmış; ancak başvurucunun bireysel konumunu, zihinsel durumunu ve kişisel kastını yeterli düzeyde analiz etmemiştir.

Kararda özellikle şu eksiklikler vurgulanmıştır:

• Başvurucunun Gülen grubunun suç teşkil ettiği iddia edilen amaçlarını bildiği somut biçimde gösterilememiştir.

• Faaliyetlerin yoğunluğu ve niteliği bakımından bireysel değerlendirme yapılmamıştır.

• Manevi unsur incelemesi yetersiz kalmıştır.

• Kasıt unsuru ortaya konulmamıştır.

• Genel varsayımlara dayalı değerlendirme yapılmıştır.

• Ceza hukukunun bireysellik ilkesi yeterince gözetilmemiştir.

5. Kararın Avrupa İnsan Hakları Hukuku Açısından Önemi

Yasak / Türkiye kararı, Avrupa insan hakları hukukunda örgüt üyeliği suçlamalarına ilişkin önemli içtihatlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Karar, yalnızca Türkiye bakımından değil, tüm Avrupa Konseyi üyesi devletler bakımından da ceza sorumluluğunun sınırlarını belirlemiştir.

Büyük Daire özellikle şu ilkeleri güçlü biçimde vurgulamıştır:

• Ceza sorumluluğu bireyseldir.

• Kasıt olmadan ceza verilemez.

• Manevi unsur mutlaka incelenmelidir.

• Otomatik suç isnadı kabul edilemez.

• Sosyal ilişki tek başına suç oluşturmaz.

• Mahkûmiyet için bilinçli ve kasıtlı katılım ortaya konulmalıdır.

Bu yaklaşım, özellikle geniş kapsamlı örgüt soruşturmalarında insan hakları standartlarının korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Büyük Daire, güvenlik gerekçeleriyle dahi olsa temel ceza hukuku ilkelerinden vazgeçilemeyeceğini ortaya koymuştur.

6. Sonuç

AİHM Büyük Dairesi, Yasak / Türkiye kararında özellikle kişisel cezai sorumluluk ve Kasıt ilkelerini güçlü biçimde öne çıkarmıştır. Mahkeme’ye göre bir kişinin yalnızca belirli bir çevreyle bağlantılı olması, eğitim faaliyetlerine katılması veya sosyal ilişkiler içinde bulunması otomatik biçimde silahlı terör örgütü üyeliği suçunu oluşturmaz.

Devletin, bireyin örgütün suç teşkil eden amaçlarını bildiğini, bu amaçlara bilinçli biçimde destek verdiğini ve sürekli bir suç kastıyla hareket ettiğini somut delillerle kesin olarak ortaya koyması gerekir. Büyük Daire, yerel mahkemelerin bu değerlendirmeyi yeterince yapmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Bu karar, özellikle örgüt üyeliği davalarında bireyselleştirilmiş incelemenin zorunlu olduğunu vurgulayan uyulması zorunlu önemli bir içtihat niteliğindedir. Kararın ilerleyen süreçte benzer dosyalar bakımından hem iç hukukta hem de uluslararası insan hakları hukukunda önemli etkiler doğurması beklenmektedir.

Söz konusu kararla, benzer davalarda kişiler hakkında;

  1. Dini ve eğitim faaliyetlerine ilişkin tanık ve itirafçı tanık ifadelerinin olması,
  2. Bank Asya`da hesabının ve hesap hareketleri olduğu,
  3. Gülen grubu ya da mensuplarıyla telefon irtibatının olduğu,
  4. Belirli kişilerle sosyal ilişkiler içinde bulunduğu,
  5. Eğitim faaliyetleri içinde yer aldığı,
  6. Yasal bir şirkette çalıştığı ve prim ödemesi yaptığı,
  7. Dini topluluklar içinde kod isim kullandığı,
  8. Dini topluluklar içerisinde görev alıp faaliyetlere katıldığı ve bir konumunun olduğu,

iddiaları, Kasıt unsuru ve Zamansal durum ortaya konulmadığı sürece, örgütlü suçlar açısından kişinin suç işlediğini gösteren delil niteliğinde değildir. Diğer bir ifadeyle, örgütlü suçlar bağlamında yukarıda sayılan iddia ve faliyetler suç işlendiğini gösteren delil niteliği taşımamaktadır ve suç teşkil etmemektedir. Kişinin suç işlediğinin ileri sürülebilmesi için örgütün hedefleri ve şiddet içeren yöntemleri hakkında bilgi sahibi olduğu ortaya konulmalıdır. “Bilerek”, “İsteyerek” ve “Kasten” hareket etme kriteri karşılanmalıdır.

Ayrıca Büyük Daireye göre; Zaman unsurunda da belirsizlik vardır. İddia edilen üyelik dönemi; Gülen grubunun toplum ve devlet tarafından kabul ve takdir gören, legal bir yapı olarak kabul edilen dönemine denk gelmektedir. Dolayısı ile Ceza Hukuku açısından yasal eylemler 7. Madde açısından Suç delili olarak kabul edilemez.

7. AHİM Kararının Kesinleşmiş ve Derdest Olan Davalara Etkisi;

AHİM`in tespitleri ve ortaya çıkan mevcut durum karşısında;

1) Yerel Mahkemelerce delil olarak kabul edilen yukarıda belirttiğimiz iddiaların, aslında Ceza Hukuku bağlamında suç teşkil etmediği AHİM tarafından kabul edilmiştir.

2) Bu kabule göre Yerel Mahkemelerce yukarıdaki sayılan iddialara dayanılarak verilen mahkumiyet kararlarının ve AİHS`nin 7. Maddesine aykırı olduğu anlaşılmıştır.

3) Bu nedenle bahse konu iddialara dayanılarak verilen kesinleşmiş mahkumiyet kararlarına karşı yeniden yargılama yoluna başvurulması mümkün hale gelmiştir. Yerel Mahkemelerce yeniden yargılamada AİHM`in belirlediği kriterler çerçevesinde karar verilmesinin gerektiği ortadadır.

4) Hak mağduriyetlerinin yaşanmaması için kesinleşmiş cezalar bakımından yeniden yargılama işlemleriyle birlikte, hükümlü bulunanların tahliyesine karar verilmesinin gerektiği değerlendirilmektedir.

5) Yargılaması halen devam eden davalar bakımından ise, yukarıdaki gerekçelerle öncelikle tutuklu olan kişilerin tahliye edilmesinin ve Yerel Mahkemelerce Büyük Daire kararında açıklanan kriterlere göre yargılama yapılmasının gerektiği değerlendirilmektedir. Zira Büyük Daire kararlarının iç hukuk açısından da bağlayıcı olduğu izahtan varestedir.

6) Soruşturma aşamasında olan ve yukarıda sayılan iddialara dayanılarak hakkında tutuklama kararı verilen kişilerin de tahliye edilmesinin gerektiği ve soruşturma işlemlerinde AİHS 7. maddesinin dikkate alınmasının gerektiği ortadadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının bağlayıcılığı ve Türkiye`nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Taraf bir Ülke olması nazara alındığında AHİM Büyük Dairesinin İçtihat niteliğindeki bu kararı, terör örgütü üyeliği kriterlerini ve delillerini açık ve net olarak ortaya koymuştur.


Kaynak: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire Kararı – Yasak / Türkiye, Başvuru No. 17389/20, 5 Mayıs 2026.


Hukuk Çalışma Grubu

Bu hafta popüler

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (PACE)‘ne Sunulan Bir Karar Önerisi Üzerine Değerlendirmeler:

22 Nisan 2026 tarihde Parliamentary Assembly of the Council...

“Terörist”, “Fetöcü” Gibi İbareler Kullanmanın Getirisi ve Götürüsü

Belki de dünya tarihinde ilk kez bu kadar kolay...

Almanya Bavyera Bölge İdare Mahkemesince Verilen Kararın İncelemesi

Türk Kökenli Bir Askerin Ordudan İlişiğinin Kesilmesi Sonrasında Almanya...

AİHM/YALÇINKAYA KARARINA KARŞI KAYSERİ AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN ALTERNATİFİ VAR MI?

Bilindiği üzere AİHM Büyük Daire Yalçınkaya kararıyla ByLock dahil, örgüt üyeliğiyle ilgili tüm davalarda kullanılabilecek argümanları belirledi ve kasıt unsuru açısından tüm dosyaların hak ihlali mahiyetinde olduğunu ortaya koydu.

Son Yorumlar

Forumda neler oluyor?

Benzer Yazılar

4.5 16 votes
Yazıyı Puanla
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Popüler Kategoriler