Belki de dünya tarihinde ilk kez bu kadar kolay bir şekilde bir insana “terörist” deniyor.
O kadar ki neredeyse ufak bir meseleden dolayı satıcı ile tartışmaya giren kişi “sen terörist misin?”, “fetöcü müsün” tabirlerini şak diye yapıştırabiliyor.
En basit olaylarda bile karşıdaki insana çok rahat “terörist” yaftası vuruluyor.
Peki bu kadar kolay söylemenin yazmanın bir karşılığı yok mu?
Gördüğüm kadarıyla normalde hem ceza hukukunda hem de dinde karşılığı var.
Ama ceza hukukundaki karşılığını bu dönemde dile getirmek ve sonuç almak çok zor. Bu ibareleri kullandı diye bir kişiyi hakaretten, iftira atmaktan, suç uydurmaktan veya başka oluşabilecek suçlardan soruşturamazsınız ve dahi yargılayamazsınız. O yüzden biz daha çok dindeki karşılığı üzerinden duracağız.
Konuya girmeden önce kısaca terör ve terörist kavramına bakmak gerekir.
Terör, cebir ve şiddet kullanarak; baskın, korkutma, yıldırıma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle Anayasada belirtilen Cumhuriyetinin niteliklerini değiştirmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, devletin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak, temel hak ve hürriyetleri yok etmek,.. Amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından yapılacak her türlü suç teşkil eden eylemler olarak tanımlanabilir. Terörle Mücadele Kanunu böyle tarif ediyor.
Yargıtay da yıllarca vermiş olduğu kararlarda terör suçu için eylemlerin yoğun ve sistematik olmasını aramıştır.
Yani terör faaliyetinin muhakkak yoğun olması ve aralıklarla devam etmesi gerekmektedir. Bu nedenle kasten işlenebilen bir suçtur. Kastın olmadığı yerde kişiye “terörist” deme imkanı da yoktur.
Doğal olarak terör eylemleri bu kadar yoğun ve hedefi devlet için ağır tehlike olunca cezası da diğer suçlara nazaran daha ağır olmaktadır.
Hukuk bağlamında buraya kadar bir problem görünmemektedir. Zira Yargıtay’ın uygulamaları yıllarca bu yönde olmuştur ve evrensel hukuk ilkelerine uygun kararlar vermiştir.
Ama Yargıtay’ın 15 Temmuz sonrasındaki uygulamalarıyla önceki uygulamalarını ayırt etmek gerekir. Kısaca Yargıtay önceki uygulamalarında aradığı “kasıt” kusurunu bilerek ve isteyerek değiştirerek, yani hukukun ırzına geçerek, suç olmayan, terör faaliyeti olmayan ve şiddet içermeyen eylemleri bile terör faaliyeti olarak kabul etmiştir.
Fazla detaya girmeye gerek yok; bir internet programını indirme, yoksullara yardım için faaliyette bulunan bir derneğe üye olma, Milli Eğitim Bakanlığınca denetlenen özel okullara çocuk gönderme, orada çalışma, Allah rızası kazanma veya başka düşüncelerle bir gruba üye olma,.. gibi eylemleri terör faaliyeti olarak kabul etmiştir. Bu bağlamda yüz binlerce dosya oluşturulmuştur.
Maalesef Anayasa Mahkemesi de bu hukuksuzluğa “olur” demiştir. suç olmayan bu faaliyetleri maalesef suçmuş gibi sayarak verilen mahkumiyet kararlarını hak ihlali olarak görmemiştir.
Daha da ilginci uluslararası bir mahkeme olan ve yıllarca da yargı yetkisini kabul ettiğimiz AİHM’nin içtihat niteliğindeki kararlarına rağmen AYM bilerek ve isteyerek eski kararları dışındaki uygulamasına devam etmiştir.
Bu durumun gerekçesi kısaca üç cümleyle ifade edilebilir:
Birincisi, hakimlerin bir kısmının korkudan bilerek hukuk dışı karar vermeleridir.
ikincisi, yine hakimlerin bir kısmının ideolojileri doğrultusunda karar vermeleridir.
Üçüncüsü ise hakimlerin “neme lazım” diyerek bilerek isteyerek kararlarının dışına çıkmalarıdır.
Yani bu belirttiğimiz hakimler Anayasa’da belirtilen ilkelerin dışına çıkarak millet adına değil de başka saik ve nedenlerle adil olmayan kararlar verilmişlerdir. Bu üç grubun da cehennemde olduğunu Hazreti Muhammed bizzat haber vermektedir.
Ama beni asıl korkutan hukuk bağlamındaki bu ağır ihlalden ziyade “terörist” yaftasının rahat bir şekilde halk içerisinde kullanılmasıdır. Zira bu ibarelerin kullanılmasının da dinde karşılığı vardır.
Cezaevinde okuduğum kitaplardan ve tefsirlerden anladığım kadarıyla bir insana bir suç isnadında bulunulduğu zaman veya iftira niteliğinde olabilecek bir küçük düşürücü sıfat yapıştırıldığı zaman eğer o eylemler bahsedilen kişide yok ise söyleyen, bahsettiği duruma düşmektedir. Allah bu kişileri itham ettikleri vakaları kendileri yapmış gibi cezalandıracağını haber vermektedir.
Daha açık ifadeyle şöyle diyebiliriz. Birisine “terörist” dediğiniz zaman, eğer o kişi terörist değilse Allah size mahşer günü terörist muamelesi yapacaktır. O yüzden din adamları da “kafir” ve “münafık” tabirlerinin kullanılmasının çok tehlikeli olduğunu vurgulamışlardır. “Eğer karşıdaki kişi bu sıfatlara haiz değilse, o sıfatlar sende varmış gibi Allah tarafından muamele görürsün” diye korkutmuşlardır. Ayrıca bu korkutma temelsiz bir korkutma değil, dini kaynaklara dayalı bir korkutmadır.
Bu durumları fark ettikten sonra en azılı düşmanıma bile “terörist” tabirini kullanmamaya başladım.
Başka önemli bir nokta; terör eylemini yapan kişi sistematik ve yoğun bir suç halinde bulunduğu için ayrıca imanı da o sırada askıda kalmaktadır.
Dinin temel kaidelerinden bir tanesidir; bir insan günah dediğinde günah işlediği sürece imanı askıdadır. Yani günah işlediği aşamada öldüğünde imansız gitme haliyle karşı karşıyadır. O yüzden eski insaf sahibi ve akıllı insanlar “aman ha günahtan bir an önce dönün ve hemen tövbe etmeye çalışın” demişlerdir. Örneğin hırsızlık yaparken ölen bir kişinin veya adam öldürdüğü sırada ölen bir kişinin imanı askıda olması nedeniyle imansız gitme ihtimali söz konusudur. Tabi bunlar dini kavramları iyi bilmeyi gerektiren ve yazarken de konuşurken de dikkatli olunması gereken alanlardır. Bu nedenle alanım da olmadığı için bu kadarlıkla yetinmek istiyorum.
Peki günümüzde bazı insanların herhangi bir suçu ve terör faaliyetleri olmadığı halde, özel bir düşmanlıkla terörist ilan edilmeleri sonrasında, bu tespitlere dayanıp rahat bir şekilde rastgele “terörist” , “ feto “ gibi tabirleri kullanan insanların durumları ne olacak?
Asıl tehlike işte buradadır. Bir çok kez gördüm ki ehli insaf sahibi, vicdanlı, mağdur insanların mağduriyetine de üzülen insanlar bile çok rahat bir şekilde “feto”, “terörist” gibi kavramları kullanabilmektedirler. Bunun tehlikesi ise anlattığım dini kaidelere göre diğer aleme imansız gitme ihtimalidir.
Bunun tehlikesini de gördüğüm için ilk fırsatta hukuk bağlamında terör üzerine kitap yazdım, videolar çektim. Zira tehlike öngörülenden çok daha büyük görünmemektedir.
Tabi bu tespitler inançlı insanlar için geçerlidir. İnanmayan, yaşadığı olaylar nedeniyle inancını yitiren ve açık olarak “ben artık inanmıyorum her şey bu dünyada, öbür dünya diye bir kavram yok” diyenlere ise herhangi bir sözüm bulunmamaktadır. Herkesin inancı kendinedir.
Diğer yandan bu şekilde terör kavramlarının rahat kullanması nedenlerine de bakmak gerekir: Gördüğüm kadarıyla inançlı insanların bu kavramları kullanmalarınındaki en büyük ve en etkili faktör Diyanettir. Maalesef önlerinde Kur’an olup, oradan vaaz veren ve oradan konuştuğunu söyleyen büyük çoğunluktaki imamlar müezzinler rahat bir şekilde bu tabirleri kullanmaktadırlar. Ama bir gerçek vardır ki; milyonlarca insan bir kelimeyi kullanıyor diye, o kelimenin kullanılmasının sonuçları Allah nazarında değişmeyecektir. Allah adil olandır ve koyduğu ve tebliğ ettiği hükümlere göre muamele yapacaktır. Cuma günleri imamlar “adil olun” şeklindeki hükümleri okurlarken esasında ilk önce kendileri ihtar edilmektedirler. Kendilerine benim hükümlerimi aynen tebliğ edin, sizden önceki din adamlarının yaptıkları gibi kuralları eğip bükmeyin ihtarına maruz kalmaktadırlar. Yine biliyoruz ki adil olmayan kişi zalim muamelesi görecektir.
Velhasıl; kelimeleri kullanırken dikkat etmek gerekir. Özellikle de karşıdaki insana hitap ederken veya bir grubu hedef alırken kullanacak kelimeye çok özen göstermek gerekir.
Akıllı olan, aklı başında olan ve daha da önemlisi Allah’dan korkan insanın bu tabirleri kullanırken çok dikkat etmesi gerekir.
Kısa bir anekdot gireyim; tutuklu bulunduğumuz sırada ilk yargılamalar başlamıştı. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan hakim bir arkadaş birkaç duruşma sonrası davasının mahkeme başkanını kastederek ve şiddetli eleştirerek şunu söylemişti: “Ya Cemil bir tane dahi soru sormaz mı bir insan, kürsüde oturup duruyor” demişti.
Hakkımızda dava henüz açılmadığı için ben de detaylı olarak mevcut yargılamaları o sırada takip ediyordum. Kendisine şunu söyledim: “Gördüğüm kadarıyla adam en doğrusunu yapıyor, çünkü karşısındaki insanların terör faaliyeti içerisinde olmadıklarını biliyor ve görüyor. Eylemlerin suç olmadığını biliyor ve görüyor. Bu tablo karşısında niye soru sorsun ki! Neyi öğrenmeye çalışacak.” şeklinde cevap verdim. Arkadaş sustu, pek de beni onaylar gibi durmadı. Hatta cevabımdan memnun kalmadı. İki üç duruşma sonra ise mahkeme başkanı emeklilik dilekçesi verdi. Yerine gelen insan ve ekibi ise sırf o gün karargahta bulundular diye askeri hakimlere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıları yağdırdılar.
Vicdanlı ve vicdansız iki insan grubu arasındaki fark: Bir grup insan ortamın da vehametini görerek zalim olmamak için ya emekli oldu ya da bir yolunu bularak farklı bir alana geçti. Diğer grup insan ise ahiretini berbet ederek zalim olma yolunu secti.
Evet konuşurken, yazarken özellikle de hitap ederken kelimeleri dikkatlice seçmek gerekir. Yoksa tehlike çok büyük.
Dr.Cemil Çelik



